Olympos Aktiviteler Pansiyon Ağaç Ev
Antalyanın antik kentleri - Olympos

Antalyanın antik kentleri - Olympos

Bu ay Antalya’nın antik kentlerini yazmak için yola koyuldum.  Anadolu’nun en zengin açıkhava müzesi olan şehre ulaştığımda konaklamak için bütün antik kentlerin adeta merkezinde olan Olympos’a yerleştim. Kaldığım Sheriff Pansiyon’un nam-ı değer şerifi Halil Karataş rehberliğinde  Batı Antalya’yı boydan boya gezme fırsatı buldum. İşte sizler için seçtiğim mutlaka gezmeniz gereken antik kentler.

Adeta bir açık hava müzesi olan Antalya’da yer alan antik kentleri ve tarihi eserleri hayranlıkla izleyeceksiniz.

Arkeolojik zenginikleri ve muhteşem sahilleriyle ünlü Antalya’da her yıl dünyanın pek çok ülkesinden bilim adamı arkeolojik kazılar yapıyor. Yapılan kurtarma kazıları ve çevre düzenlemeleri uzun yıllar sürse de ortaya çıkarılan medeniyetler geçmişe ışık tutuyor ve o zamanın tekniğiyle yapılan eserler insanı hayretler içerisinde bırakıyor.

Klasik Arkeolojinin başkenti: Antalya

Antalya özellikle kültür ve deniz turizmi açısından oldukça önemli bir tatil merkezi. Binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan antik kentler ve yapıların içerisinde bulunan yapılar insanda hayranlık uyandırıyor. Şehir adeta bir açık hava müzesi desek sanırım yanlış olmaz. Antalya için işin uzmanları “klasik arkeolojinin başkenti” diyor. Klasik Çağ, Helenistik Çağ, Roma Çağı, Bizans Çağı, Osmanlı…  Bu şehirde adım başı bir antik şehir, adım başı bir kalıntıyla burun buruna geliyorsunuz.

Tiyatrolar, surlar, hamamlar, kiliseler, kaleler, köprüler, bazilikalar, tapınaklar ve mezarlarla çevrili Antalya’da Roma ve Bizans dönemine ait mimari yapılar dikkat çekiyor.  Neolitik, Paleolitik çağlardan kalma buluntuları ve şehire son şeklini veren Selçuklu ve Osmanlı etkisini de unutmamak gerekiyor. Bu kadar kültürel zenginliği sınırları içerisinde bulunduran şehir, hem denizi ve kumuyla hem de antik kentleriyle sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da önemli turizm merkezleri arasında yer alıyor. Peki Antalya’daki antik kentler arasında bir tura ne dersiniz?

OLYMPOS

Antik Likya’nın en önemli kenti: Olympos

İlk ziyaretimi Olympos’taki Antik Kent’e gerçekleştiriyorum. Ormanın girişindeki kaktüsler adeta size Arizona Çölleri’ndeymişsiniz hissini veriyor. Bu kaktüslerin lezzetli meyvelerini sonbahar ayında yiyebilir ya da lezzetli reçeller yapabilirsiniz. Olympos benim için çok özel bir deneyim. Üç yıl sonra kendimi mutlu ve huzurlu hissettiğim mis kokulu ormanın içerisindeyim. Attığım her adımla sanki  yüzyıllar öncesine yolculuk yapıyormuş gibi bir hisse kapılıyorum.  Ormanın içerisinde, Antik bir uygarlığın hemen  kalbindeyim. Şırıl şırıl akan dereyi seyre dalıyorum ve serinlemek için dere kenarına inip, yüzümü yıkıyorum.  Eski tapınak, tiyatro, kilise, mezarlar ve lahitler ile her an ormanın içerisinde karşılaşmanız olası. Ya da ansızın karşınıza çıkan diğer turistlerle!

Burayı cazibe merkezi yapan en önemli detay ise denizin hemen yanıbaşında ve Likya yolu üzerinde olması. Antik Likya’nın en önemli antik kentleri arasında yer alan Olympos’un kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, insan asıl bu şehrin nasıl yerle bir olduğunu merak ediyor. Günümüze kadar iki kez büyük deprem geçiren ve bir sürede korsanların ele geçirdiği Olympos, Haçlı Seferleri sırasında da Vedenik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin saldırısına uğrayan antik kent. 15. Yüzyılda Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmış.

Zeniketes’in Korsan Krallığı

M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren ise şehir farklı bir konuma büründü. M.Ö. 52 yılında Zeniketes adında bir korsan, Olympos şehrini ele geçirdi. Bölgede bulunan stratejik bir kalede ikamet etmeye başlayan Korsan Zeniketes, komşu şehirler Phaselis ve Korykos’u da alarak Akdeniz ticaretine büyük bir darbe vurdu. Bölgede bir ‘Korsan Krallığı‘ kurdu ve Korsan Kral Zeniketes olarak anılmaya başladı. Bu küçük korsan imparatorluğu yaklaşık 26 yıl boyunca Doğu Akdeniz’de aktif oldu ve yüzyıllarca dört bir yandan baskı altında kalan Likya halkına geçici bir özgürlük sundu.

Korsan Zeniketes’in adı ve krallığı kesin olsa da, nereli olduğu ve ne iş yaptığı henüz bilinememektedir. Korsan Zeniketes’in Olympos’tan biri olduğuna dair diğer ve kuvvetli bir görüş ise yönetimidir. Zeniketes, Olympos ve çevresindeki bir çok ufak kenti ele geçirmiş ve 26 sene kadar uzun bir süre yönetmiştir. Bazı antik çağ araştırmacılarına göre, Zeniketes eğer halktan birisi olmasaydı halktan destek göremez ve kısa sürede isyan çıkardı. Ancak bu 26 sene boyunca Zeniketes’in ülkesinde hiç isyan yaşanmadı.

Tarihi kalıntılar arasında deniz keyfi

Torosların eteklerinde, Antalya’nın 80 km yer alan şehri Olympos Çayı şehri ikiye bölüyor. Eski dönemlerde bu çayın üzerinde bir köprü yer alıyor ve ticaret gemileri daha iç kısımlara kadar gelebiliyormuş. Şimdilerde ise yaz aylarında çayda çok fazla su olmadığı için ancak ördekler yüzebiliyor. Akçay’ın denizle buluştuğu Olympos ve Çıralı sahilinde ise sizi eşsiz bir deniz keyfi bekliyor. Denizde yüzerken suyun turkuvazdan maviye geçişi ve heybetli Musa Dağı’nın eteğinde çakıl taşlarını görerek ve balıkları sayarak bu eşsiz manzaraya karşı yüzebiliyorsunuz.

Burayı aslında biraz Phuket’e benzetiyorum. Ancak yapılaşma izni olmadığı için salaş bir tatil mekanı olarak kalmış. Tarihi, eşsiz sahili, endemik bitkileri ve caretta carettaları ile Olympos, tamamı arkeolojik ve doğal sit alanı olarak koruma altına alınmış.  Bu eşsiz antik kentin evrensel değerini düşündüğümde bir reklamcı ve iletişim uzmanı olarak bu kadar güzel bir yer nasıl hak ettiği değeri bulamaz diye açıkçası şaşırıyorum.  Böyle bir zenginliğe sahip olduğumuz için kendimizi şanslı hissetmeli ve antik kentlerimizi uluslararası arenada tanıtmalıyız.  Keza sadece tanıtımın da bu konuda yeterli olacağını düşünmüyorum. Antik kentlerle iç içe bir turizm uygulama planı hazırlanması ve bu alanların cazibe merkezi haline getirilmesi gerekiyor. Şu an hali hazırda Olympos’un ağaç evlerinde ekonomik fiyatlara konaklayarak, çevredeki antik kentleri gezebiliyorsunuz. Ancak pansiyonlar için sıkı bir düzenlemenin şart olduğunu düşünüyorum. Şu an ki haliyle görünüm ve hizmet kalitesi bakımından pek çok pansiyon insanları cezbetmiyor. Halbuki Animal Planet’te Treehouse Masters programını yapan Pete Nelson’un ağaç evleri bir harika. Benzer modeller burada da uygulanabilirse oldukça ilgi çekeceğini düşünüyorum.  Ya da Costarica ve Toskana bu konuda örnek alınabilir.

Çevredeki antik kentlere ulaşım ise direk araç ve toplu ulaşım imkanı olmadığı için biraz meşakatli. Ayrıca araç kiralama şirketi de bu çevrede bulunmuyor. Anlayacağınız antik kentlere ulaşım yerli ve yabancı turist açısından tam bir kaos. Ulaşım minibüslerle sağlanıyor ancak çoğu antik kente tek vasıta ile gidemiyorsunuz. Bu konuda belediyelerin ortaklaşa yapacağı çalışmaların biz gezginler için son derece faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Hülya Serten

https://annebebekkulubu.com/seyahat/antalyanin-antik-kentleri-olympos/